Lizbon

 Geldik avrupanın en turistik mekanlarından birine.

Lizbonu(portekizcesi lisboa) herkes bildiginden dolayı çok fazla bişey anlatmıcam.Bilinmesi gereken şey lizbonun euro bölgesindeki en ucuz şehir oldugu.Tekstil vs. dahil fiyatlar türkiyeye yakın.Bunun dışında yankesicilik fazla oldugundan dolayı göte başa dikkat edilmesi gerekiyor(önümde bir amerikalı çiftin pasaportunu+cüzdanını çaldılar arka ceplerinden).

 Şehirden ciddi bir istanbul havası aldım(iyi yönde,nası oluyosa artık o).Tramvayları,eski şehri,şehrin tam merkezindeki kalesi,25 de Abril köprüsüyle gayet güzel bir mekan.

 Tarihi konusuna hiç girmicem,çok uzun ve çok eski bir tarihi var şehrin.Roma imparatorluğunun kalıntıları hala var ama onu söyleyebilirim.

 Öglen 12’den akşam 8e kadar kaldık burada.Gezebildigim kadar gezdim,görmedigim çokta yer kaldı aslında.Düşüncem en azından 1 hafta geçirilmesi yönünde.

  Kalabalık bir grup olarak çıkmıştık gemiden.Gel gör ki herkesin yapmak istedigi şeyler farklı oldugundan dolayı liman bölgesinde bir grup ayrıldı.Kalan grupta ilk gördüğü mangoya kendisini atınca,direk kaçıverdim ortamdan.Alışveriş manyağı hatunlar ve 2 tane gayle dışarı çıkarsan böyle olur.

  Gemiden şöyle manzaralar çıkıyor ortaya:

Sağdaki uzun bina *discoveries monument*,yani cografi keşifler anıtı.

  İlk durağım *Castle of Sao Jorge*,yani Sao Jorge kalesi olacaktı.Müslümanlar lizbona hakim oldugu zamanlardan kalan bir kale bu.
 Gel gör ki kaleye çıkmak ciddi bir efor istiyor,daracak sokaklardan en tepeye kadar çıkmanız gerek.Ama görsel şölen sunuyor tabi bu size:

  Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra varmıştık kaleye.

  Kale çok büyük diyebilirim.Her tarafını gezmeniz rahat 3-4 saatinizi alacaktır.Tek bir girişide yok ayrica.
İçeriden manzaralar:

  Kale ahalisi:

 En tepeden şehir manzarası efsane:

  Uzaktan 25 de Abril köprüsü görünmekte:

  Şehre istanbul havası katan en önemli şey bu aslında.Boğaz tadı alınıyor rahat rahat(tejo nehrinden dolayı).Apaçisiz,rahatsız edeni olmaksızın hemde.Birde tramvaylari katıyor bu havayı.

 Bu köprüyü ünlü diktatör Salazar yapmış(gerçi herifin tipi hiç psikopata benzemiyo).San Franciscodaki golden gate köprüsün benziyor.1974’e kadar adı *ponte salazar*mış.Bide Vasco da Gama köprüsü var avrupanın en uzunu,onu göremedik ama.

 Sao Jorge kalesinden sonra şehir merkezine(baixa) doğru yollandım.
Şehir merkezinin kalbinden geçen cadde bildigimiz istiklal işte.Sürüyle giyim mağazası vs. mevcut burada.Fiyatlar gayet ucuz.

  Baixa’da ayrica Elevador de Santa Justa adı verilen bir kule mevcut.Kulenin tepesine çıkıp şehir manzarasını izleyebilirsiniz:

  Baixa’ya bir girişte tarihsel kapıdan yapılabilir Ponta Delgadadaki gibi

  Baixa’dan sonra ki durak Rossio Meydanıydı:

  Ortaçağdan beri lizbonun ana meydanlarından birisi olmuş burası.

 Bu meydan civarindaki cafelerin bazıları 1700lerden kalma diyerek,sonlandırıyorum cümlemi.

 Şehirden rastgele görüntüler:

  Böylece lizbonu bitiriyorum.Zaman kıtlıgından gezemedim baya yer kaldı aslında,ama yapcak bişey yok.Bilahare geliriz tekrar heralde.

 Portekizin çok ünlü bir tatlısı mevcut *pastel de nata* diye.Kendisini ilk üreten pastanede hala duruyor zaten şehir merkezinde.Bu tatlının mutlak suretle yenilmesi gerek.

 Yedigim en güzel tatlılardan.Tanesi 50 cent mi ne.Ayrica eski portekiz kolonilerinde de ünlü bu.

 İstanbuldan portekize nasıl gidilir?
Tap portugal direk uçuyor atatürk havaalanından.Bunun dışında bilimum avrupa menşeli havayolu ile aktarmalı gidebilirsiniz.

 Portekize gitmenin tek zor yani vizeyi almanın zor olması.Daha önce vize alan arkadaşların dedigi böyleydi.Bunu güney avrupanın kötü bürokrasisine bağlıyorum.Türkiyeyi bilmiyorlar ayrica(bu iyi bişey).

 İngilizce konusunda sıkıntı çekmedim diyebilirim.Hoş turistik ortamlardaydık paso.

 Lizbonu sevdim diyebilirim,bir kere daha gidilesi bir yer diyerek sıradaki limana geçiyorum

Le Havre.